Hikayeler ve espriler I

Büyük matematikçi David Hilbert uçakla yolculuğun ilk zamanlarında kendi seçeceği herhangi bir konuda konuşma yapması için davet edilmişti. Onun seçtiği konu Fermat'nın Son Teoreminin Kanıtı idi.

Söylemek gereksiz ya, konuşma merakla bekleniyordu. Gelip konuşmasını yaptı. Harika bir konuşmaydı, ama Fermat'nın Son Teoremiyle hiç bir ilgisi yoktu. Konuşma bittikten sonra biri niçin konuşmayla ilgisi olmayan bir konu seçtiğini sordu. Hilbert cevap verdi: "Oh, o sadece uçağın düşme ihtimaline karşı bir tedbirdi."


Baba filmini seyredenler, filmde Baba'nın şu sözünü mutlaka hatırlarlar:
"-Ona reddedemeyeceği bir teklifte bulunacağım."

Peki, Baba Don Vito Corleone bir matematikçi olsaydı nasıl derdi?
"-Ona anlayamayacağı bir teklifte bulunacağım."


S: Bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesindeki hastalarla personel arasındaki fark nedir?

C: Hastalar iyileşir ve taburcu olurlar.


Psikiyatrın birinin her bir hastasından ikisi çift kişilikliymiş.

(Acaba psikiyatrlar çok kişilikli hastalarından kişi başına mı ücret alıyorlar?)


Adam barda gördüğü güzel bir bayanla konuşmanın yollarını arıyordu. Sonunda cesaretini toplayarak kıza yaklaştı ve,
"-Biraz konuşabilir miyiz, acaba?" dedi. Kız birden haykırdı:
"-Terbiyesiz! Ben senin bildiğin kızlardan değilim!"

Adam utancından yerin dibine girmişti. Herkes ona bakıyordu. Gitti ve masasına oturdu.

Bir süre sonra kız ona yaklaştı. Gülümseyerek,
"-Az önceki olay için özür dilerim. Ben psikoloji öğrencisiyim ve utandırıcı durumlarda insanların nasıl davrandıklarıyla ilgili bir ödev hazırlıyordum." dedi. Adam avaz avaz bağırarak cevap verdi:
"-Ne? Gecesi 200 dolar mı? Deli misin sen?"


Adam vahşice dövülmüş ve parası çalınmıştı. Kaldırımda kendinden geçmiş ve yararları kanayarak yatıyordu. Yoldan geçenler dönüp de bakmadılar bile. Kazara bakanlar da başlarını diğer tarafa çevirdiler. Derken bir psikologun yolu oraya düştü. Adamı görünce hemen yanına koştu, onu inceledi ve şöyle dedi: "Aman Allah'ım! Bunu kim yaptıysa acil psikiyatrik yardıma ihtiyacı var."


Sekreter psikologu interkomdan aradı:
"-Doktor, burada görünmez olduğunu sanan bir hasta var."

Psikolog cevap verdi:
"-Ona söyle, şimdi onu göremem."


Pauli Heisenberg'e şöyle sormuştu: "Şahsen inandığın bir tanrın var mı?"

Heisenberg cevap verdi: "Sorunu yeniden ifade edebilir miyim? Ben şu ifadeyi tercih ediyorum:

Sen, ya da bir başkası, nesnelerin veya olayların, varlığı bütün şüphelerin ötesinde gözüken merkezi düzenine, bir başka insanın ruhuna doğrudan ulaşabildiğin gibi ulaşabilir mi? Ruh kelimesini yanlış anlaşılmamak için bilerek kullanıyorum. Soruyu böyle sorarsan, cevabım evettir."
--Werner Heisenberg, Fizik ve Ötesi. New York: Harper & Row, 1971, s 215.

Stanford'dan bir araştırma grubu, obsessif-kompulsif bozukluklar üzerine bir araştırma yapmak için katılımcı aradıklarını ilan etti. İlana ilgi muhteşem oldu. Daha 3 gün geçmeden 3 000'e yakın cevap gelmişti. ... ve hepsi de aynı kişi tarafından gönderilmişti.


The New England Tıp Jurnalinin raporuna göre, doktorların 10'da 9'u doktorların 10'da birinin salak olduğunu düşünüyormuş.
--Jay Leno


Elime bir eleman aranıyor ilanı geçti, aranızdan ilgilenenlere duyurulur.

Eleman aranıyor.

Nükleer fizyon izotop molekül reaktif sayaçları ve 3 fazlı siklotronik uranyum fotosentezleyici işinde çalışacak eleman aranıyor.

Deneyim gerekmemektedir.


monksVe Buddha onlara dedi:
"Size benim kim olduğumu sorulduğunda, ne cevap vereceksiniz?"

Onlar dediler:
"Sen bizim varoluşumuzun temelindeki eskatalojik manifestasyon ve açıklanan öz benliğimiz bağlamının ontolojik temelisin."

Ve Buddha cevap verdi: "HA!?"


Dedim,
"-Nasıl yani?"
Dedi,
"-Eskatolojik bir şey, sen çakmazsın."
Dedim,
"-Manifestasyonu da var mı?"
Dedi,
"-Tabi ki."
Dedim,
"-Haaa! Tamam o zaman!"


Zenophobia: Yakınsak dizilerden mantıksızca korku.


"Bazıları benim korkunç bir kimse olduğumu düşünüyorlar. Hiç bile! Bende bir çocuk kalbi var: Masamda ve bir kavanozun içinde.
--Stephen King, 3/8/90


Biyolog dedi ki: "Ben yaşamın temel kurallarını inceliyorum."
Psikolog dedi ki: "Yaşamın temel kuralları sana hükmeder."

İşadamı dedi ki: "Ben ekonomiye hükmederim."
Ekonomist dedi ki: "Ekonominin kuralları senin işine hükmeder."

Mühendis dedi ki: "Evren benim denklemlerimin bir modelidir."
Fizikçi dedi ki: "Benim denklemlerim evrenin bir modelidir."

Matematikçi dedi ki: "Hiç umurumda bile değil."


Çantası çalınan kadın mahkemede olayı anlatıyordu. Sanığı göstererek şöyle dedi:
"-Evet, bu o! Onu gün gibi gördüm. Onun yüzünü her yerde tanıyabilirim."
Sanık yerinden fırladı:
"-Bayan, benim yüzümü nasıl görmüş olabilirsiniz? Yüzümde maske vardı!"


Kimya laboratuarında hoca, birinci sınıflara ilk dersi yapıyordu. Elinde içinde sarı sıvı bulunan kap vardı.

"-Bir kimyacının öğrenmesi gereken ilk şey hiç bir şeyden iğrenmemektir. Bu kapta at sidiği bulunuyor. Atın diyabetik olup olmadığını anlamanın en basit yolu onu tadıp şeker tadı olup olmadığına bakmaktır."

Parmağını sıvıya soktu ve sonra ağzına götürüp yaladı.

"-Şimdi, denemek isteyen var mı?"

Her zaman olduğu gibi sınıftan bir kahraman kalkıp hocaya doğru ilerledi. Parmağını sıvıya soktu ve ağzına götürüp yaladı. Yüzündeki ifadeden anlaşıldığı gibi gerçekten at sidiğiydi. Öğrenci yerine dönüp oturdu.

Hoca tekrar konuştu.

"-Bir kimyacının bilmesi gereken ikinci şey de çok iyi gözleyip hiç bir detayı atlamamasıdır."

Sonra aynı deneyi, bu kez daha yavaş hareketlerle tekrarladı. Orta parmağını sıvıya soktu ve işaret parmağını yaladı.


Albert Einstein bir defasında keman çalmaya merak salmıştı. Bir Haydn yaylı kuarteti üzerinde çalışıyordu. İkinci bölümdeki kendi sırasını dördüncü kez de kaçırınca çellist ona şöyle dedi:

"-Senin sorunun ne biliyor musun, Albert? Sen saymayı bilmiyorsun."


Einstein aktif profesörlük yaparken bir öğrencisi ona şöyle dedi:
"-Bu seneki sorular geçen seneki soruların aynısı!"
"-Doğru," dedi yaşlı adam ve ekledi, "ancak bu sene bütün cevaplar farklı."


George Gamow'un Fiziği Sarsan 30 Yıl'da anlattığına göre Niels Bohr'un odasında at nalı asılıymış. At nalının uğur getirdiğine inanıp inanmadığı kendisine sorulduğunda şöyle dermiş:

"-Biliyor musunuz, uğur getirdiğine inanmasanız bile at nalı uğur getirebiliyormuş."


Hükümet matematik bilmeyenlere vergi koyacakmış. Ne kadar saçma! Sayısal loto başka ne işe yarıyor ki?
--Gallagher


Matematik öğrencilerinden bir tanesi kafayı yemiş. Kendisini diferansiyel operatörü sanıyor. Kantinde,
"-Senin diferansiyelini alırım ulan! Senin türevini alırım ulan!"
diye dolaşıyor. Herkes kaçışıyor fakat bir öğrenci hiç yerinden kıpırdamıyor.
"-Ne o?" diyor, "Sen benden korkmuyor musun?"
"-Tabii ki korkmuyorum."
"-Niye korkmuyormuşsun bakayım?"
"-Ben ex'im."
"-Ama ben d/dy'yim."


Astronom Güneş tutulmasını izlemek için Afrika'ya gitmişti. Yamyamların eline düştü. Onu bir direğe bağladılar ve başına bir nöbetçi diktiler. Nöbetçiyle çat-pat konuşmaya çalıştı
"-Bana ne yapacaksınız?"
"-Seni yiyeceğiz."
"-Beni ne zaman yemeyi düşünüyorsunuz?"
"-Yarın öğle yemeğinde..."
"Harika!" diye geçirdi aklından astronom. Ertesi gün öğle üzeri Güneş tutulması olacağını biliyordu. "Bunlara Güneş'e hükmedebilen bir tanrı olduğumu kanıtlayabilirsem paçayı kurtarırım."
"-... ama biraz gecikebilir," diye devam etti nöbetçi, "çünkü yarın önemli bir gün. Öğle üzeri bütün kabile hep birlikte Güneş tutulmasını izleyeceğiz de."


Nihansın dideden ...

"Ben ne kastederim, sen ne anlarsın?" sadece bir sitem değil kaderdir. Bir bakın bakalım, kastedileni mi anlıyormuşsunuz?

At, atalarımızın en çok değer verdiği ve paylaşmayı, ortak kullanmayı ve ödünç vermeyi kesinlikle reddettiği üç şeyden biridir. Attan meseller getirmişler, "atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler"; at için özlü sözler söylemişler, "at sahibine göre kişner"; atlı deyimler üretmişlerdi, "at izi it izine karışmak." At için söylenen sözlere "at'a sözler" denirdi. At zamanla yerini otomobillere bırakınca bu sözün de aslı unutuldu ve her özlü söze atasözü denmeye başlandı.

Ne yazık ki yanlışlıkla atasözü denen at'a sözler de yanlış anlamalardan nasibini aldı. Örneğin eskiden köyün birinde her yıl Hıdırellez'de yapılan yarışmalar arasında gülme yarışması da vardı. Köyün en iyi gülenleri seçilir ve ona "en iyi gülen" ünvanı ile bir sürü hediye verilirdi. Bekarlar evlenmek için özellikle en iyi gülenleri tercih ederlerdi.

O köyde Songül adında bir kız vardı. 15 yaşında "en iyi gülen" ünvanını almış ve bunu 82 yaşında ölünceye kadar kimselere kaptırmamıştı. Adı dillere destan, gülmesi illere mesel oldu: "Songül en iyi güler."

Askeri talimlerde en sık söylenen türkü de yanlış anlamalara kurban oldu. Eskiden yine köyün birinde, özellikle de düğünlerde, kızlar ilginç bir oyun oynarlardı: Ayaklarına şamdan koyup kuğu gibi süzülerek baleyi andıran bir oyun. Bir düğünde, her zaman olduğu gibi, uzaklardan çağrılan bir ozan çalıyor ve kızlar ayaklarındaki şık şamdanlarla oynuyorlardı. Düğün de tesadüfen yaylada yapılıyordu. Ozan hemen bir türkü yaktı: "Ayak şamdanı şıktır, yaaaylalar, yaylaalaaaar!"

Atalarımız bir çok güçlü ve zengin devlet kurmuşlardı. Bu zengin devletlerin birinde halk da o kadar zengindi ki devlet memurluğu onur kırıcı bir iş gibi görülüyor, kimse devlet memuru olmak istemiyordu. Devlet hem hazinedeki paraları harcayacak yer bulamıyor, hem de memur sıkıntısı çektiğinden devlet işleri yaptıramıyordu. Vezirlerden birinin aklına bu gidişe dur dedirtecek bir çare geldi, hemen bir at'a söz uydurdu: "Devletin malı deniz, yemeyen domuz." Bu lafa can mı dayanır! İnsanlar domuz olmamak için çarünaçar part-time devlet memurluğu yapmaya ve devlet hazinesinden istemeye istemeye dünyalık almaya başladı. Zamanla anlam ve amacı unutulan bu söz cahillerin dilinde ayıplama sözü olarak kullanılmaya başlandı.

Zaman neleri silip süpürmedi ki! Nerede o atalarımızın ustalık nişanesi, zerafet abidesi sanatları? Nerede oymacılık, kakmacılık, döşemecilik?

Eskiler gelecek nesillerin unutkan ve nankör olacaklarını okumuş gibiler. Bir tedbir olarak adet, gelenek ve görenekleri türkü türkü söylemişler, yadigar bırakmışlar:

Yemeni bağlamış telli başına, zülüfleri inmiş kalem kaşına
Yeni girmiş 13-15 yaşına, edalı, işveli köylü güzeli

Ya da,

Bağa girdim bağ budanmış, bağa bülbül dadanmış
15 yaşında da Nazife de hanım kimlere aldanmış?

gibi türkülerle bir zaman tünelinden mesaj yolluyorlar, ama mesajı okuyan nerede?


Devamı