Tanımlar hakkında

Bu kısım S I Hayakawa'nın Language in Thought and Action, (1972) s. 155-159'dan kısmen metne sadık kalarak kısmen de serbestçe tercüme edilmiştir. Kimi yerlerde tarafımdan ilaveler yapılmıştır.


Genel kanaatin aksine, tanımlar bize tanımlanan şeyler hakkında hiç bir şey söylemez. Bunlar sadece insanların lengüistik alışkanlıklarını temsil ederler, yani, insanların hangi şartlar altında hangi sesleri çıkardıklarını söylerler.

Tanımlar dil hakkında hükümler olarak anlaşılmalıdır.

Ev: Bu kelime daha az genel olan şu sıkıcı ifade yerine konabilir: Ali'nin bungalovu, Veli'nin kulübesi, Selami'nin misafir evi, Ahmet'in mansiyonu ... ve benzerlerinin hepsinde ortak olan şey.

Kırmızı: Yeşim taşlarının, güllerin, olgun domateslerin, Türk bayrağının, pişmemiş bifteğin, rujun gözle görülen ortak tarafları soyutlanıyor ve bu kelime de o soyutlamayı ifade ediyor.

Kanguru: Biyologların "macropidae familyasından bir marsupial, otla beslenen memeli" diyeceği yerde sıradan insanlar "kanguru" der.

Şimdi, "ev" ve "kırmızı"ya verilen tanımların soyutlama (ortak noktaları soyutlayarak varılan genelleme) merdiveninde daha aşağıdaki basamakları gösterdiği, "kanguru"nun tanımının aynı soyutlama basamağında kaldığı görülüyor. Yani, "ev" dendiğinde gerekirse Ali'nin bungalovu, Veli'nin kulübesi, Selami'nin misafir evi, Ahmet'in mansiyonuna bakabilir ve bunların hepsinde ortak olan özellikleri belirleyebiliriz; bu şekilde de hangi şartlar altında "ev" kelimesini kullanacağımızı anlamaya başlarız. Ancak kanguru hakkında bütün bildiğimiz bazı insanların bir şey dediğine başkalarının başka bir şey dediğidir.

Bu da şu demektir: Tanım yaparken aynı soyutlama seviyesinde kalırsak, dinleyici veya okuyucunun tanımdaki kelimelerin soyutlama merdiveninde daha alt basamaklardaki anlamlarına önceden yeteri kadar aşinalığı yoksa, ona hiç bir bilgi vermemiş olmuyoruz. Yer darlığı sebebiyle sözlükler okuyucunun dilde bu tür aşinalıklara sahip olduğunu kabul etmek zorundadır. Ancak aşinalığın garanti olmadığı yerlerde, aynı soyutlama düzeyindeki tanımlar tanımsızlıktan daha kötüdür.

Buyurun bir örnek:

"-Kırmızı nedir?"
"-Bir renk."
"-Renk nedir?"
"-Nesnelerde bulunan bir nitelik."
"-Nitelik nedir?"
"-!??"

Cevapların soyutlama merdiveninde hep üst basamaklara doğru tırmandığına dikkat ediniz. Renk, yeşil, mavi vs gibi diğer renkleri de içeren, kırmızıdan daha soyut (genel) bir kelimedir. Nitelik koku, tat, sertlik gibi nitelikleri de içeren, renkten daha soyut bir kelimedir. Nitelik kelimesine, "bir nesnenin sahip olduğu herhangi bir özellik" gibi bir tanım getirmek de işe yaramaz, çünkü bu tanımda geçen anahtar kelime "özellik" de soyutlama merdiveninde nitelikle aynı basamaktadır.

Kırmızının tanımı nasıl iyileştirilebilir? İşte bir öneri:

"-Kırmızı nedir?"
"-Bir kavşakta araçlar durduğunda onların karşısındaki lambaya, Türk bayrağına, itfaiye kamyonlarına, henüz batmış olan güneşin battığı yere, şu olgun domateslere ... bak; bütün bunların gözle görülen ortak yanı neyse, insanlar kırmızı diye ona derler."

Dikkatle izleyen bir kulak ve hazırlıklı bir zihin insanların konuşmalarındaki faydasız döngüleri kaçırmayacaktır:

"-Demokrasi nedir?"
"-İnsan haklarına saygı ve onların korunmasıdır."
"-İnsan hakları nedir?"
"-Hepimize doğuştan Tanrı vergisi olarak bahşedilen imtiyazlar."
"-Mesela?"
"-Mesela özgürlük."
"-Özgürlük nedir?"
"-İnsanların dini ve politik görüşlerini serbestçe seçebilme ve ifade edebilmesi."
"-Dini ve politik serbestlik nedir?"
"-Dini ve politik serbestlik demokratik bir toplumda yaşayan insanların sahip olduğu haklardır."

Döndü, dolaştı kürkçü dükkanına geldi.

"Terimlerimizi tanımlayalım"

Tanımlara karşı gerçekçi olmayan bir tavrın aşırı yaygın bir tezahürüne akademik yaklaşımlarda rastlanır: "Terimlerimizi tanımlayalım ve hepimiz neden söz ettiğimiz anlayalım."

Bir futbolseverin futbol terimlerini tanımlayamaması onları anlayamayacağı ve uygun bağlamlarda kullanamayacağı anlamına gelmediği gibi bir insanın çok sayıda kelimeyi tanımlayabilmesi, bu kelimelerin somut hallerde hangi nesne ve operasyonların yerine kaim olduklarını bildiğini garanti etmez.

Bir kelime bir şekilde tanımlanınca, insanlar tanımda geçen kelimelerin tanımlanan kelimeden ziyade çok daha ciddi karışıklık ve müphemlikleri sakladığını ihmal ederek, bir tür anlamanın meydana geldiğine inanırlar. Bunu fark eder de sorunu, tanımdaki kelimeleri tekrar tanımlama yoluyla çözmeye çalışırsak kendimizi biraz daha karışmış ve karıştırmış halde buluruz.

Tanımın tanımındaki kelimeleri yeniden tanımlamaya koyulur ve sonu gelmez anlaşılmaz kelimeler homurdandığımızı fark ederiz.

Bu anlamsız homurtu ve hırıltılardan kurtulmanın yolu tanımları minimumda tutmak ve gerektiğinde dış dünyadaki somut uzantılara işaret etmektir. Yazı ya da konuşmada bu, bahsettiğimiz şey hakkında sarih ve somut örnekler vermekle olur.

Operasyonel tanımlar

Dış dünyayı sürekli hatırlamanın ve nazara vermenin bir diğer yolu da tanım istendiğinde fizikçi P W Bridgman'ın operasyonel tanımlar dediği şeyi kullanmaktır. O şöyle yazıyor:

"Bir nesnenin boyunu bulmak için bazı fiziksel operasyonlar icra ederiz. Öyleyse uzunluk kavramı uzunluğun ölçüldüğü operasyonlarla birlikte vardır. Genel olarak biz herhangi bir kavramla bir operasyonlar dizisinden başka bir şey kastetmiyoruz; kavram, onun mukabili olan operasyonlar dizisiyle anlamdaştır."

O halde operasyonel tanım, Anatol Rapoport'un açıkladığı gibi, "tanımlanan şeyi veya etkilerini bir insanın tecrübe sınırları dahilinde ortaya koymak için yapılacak ve gözlenecek şeydir. Yani, bir işlem ya da operasyon."

"Ağırlık"ı tanımlamak için aşağıdaki basit örneği veriyor:

"Bir istasyona veya eczaneye git (ya da "tartalım abi!" diyen bir çocuk ara), terazinin üzerine çık, jeton ya da para at, ibrenin üzerinde durduğu sayıyı oku. İşte senin ağırlığın budur. Fakat ya değişik teraziler değişik sayılar okuyorsa? O zaman senin ağırlığın, mesela, 75 ile 80 kg arasındadır. Daha hassas terazilerle 78 ±1 gibi değer elde edersin. Ancak kendisini ölçen operasyonlar olmaksızın "ağırlık" adlı hiç bir "özellik" yoktur.

"Ağırlığın miktarından haber almanın tek yolu bir terazi kullanmaksa, ağırlığın bütün tanımı terazi terimleriyle yapılmalıdır.

Tanıma karşı bilimsel veya operasyonel görüş budur. Bu görüş dış dünyada karşılığı olmayan ve anlamsız ifadeleri tanım dışı bırakmaya çalışır. Bu fikri bilimden alarak her günkü hayat ve düşünceye yayabiliriz. Uzunluğu ölçen operasyonların dışında "uzunluk" diye bir şey olmadığı gibi, ağırlığı ölçen operasyonların dışında "ağırlık" diye bir şey, kısıtsız oy kullanma hakkı, kısıtsız konuşma özgürlüğü, yasalar önünde eşitlik vs gibi demokratik uygulamaların dışında "demokrasi" yoktur.

Sıcaklık nedir? İşte operasyonel bir tanım:
"Sıcaklık termometrenin ölçtüğü şeydir."

İşte operasyonel olmayan bir tanım:
"Sıcaklık moleküllerin ortalama kinetik enerjilerinin bir ölçüsüdür."

Bazı kelime ve kavramlar üzerinde sonu gelmez tartışma ve spekülasyonlar yapılıyorsa, esas neden onların operasyonel olarak tanımlanmaması veya tanımlanamamasıdır. "Ruh"un varlığına inanan (reenkarnasyona inananlar da dahil) kime rastlarsanız sorun: "Ruh nedir?" İnsanın ne tür bir deneyim ya da operasyon sonucu ruhla yüzleşeceğinin tanımına asla rastlayamayacaksınız.

Kimisi onu "vücud-u harici giymiş bir kanun-u emridir," diye tanımlarken kimisi de "mikrodalga beden, ışınsal beden" diye tanımlayacak, bunların nasıl bir operasyonla bilgiye dönüşeceğinden hiç kimse söz etmeyecektir. Bu tanımların tekrarlanarak akılda kalması sağlanacak, açıklama istendiğinde her açıklayıcı kendi anlayışına göre bir şeyler söyleyecek (aslında açıklıyormuş gibi yapıp kendi fikrini söyleyecek) fakat her şey bittiğinde soran daima en başta bulunduğu yerde bulunacaktır.