Bir eleştiri, bir cevap

> haddini aşan bir üslup

Bunu yapmamaya çok dikkat ederim, yine de kalemimden kaçmış olabilir, ama hala haddini aşan bir üslup olduğunu düşünmüyorum. Mantık yanlışları yazısında sözü edilen (ve henüz yazmadığım) yanlışlara düşmemeye çalışıyor, bunu da enikonu başardığıma inanıyorum. Senin bu mailin üzerine ilgili yazıları bir kaç kez daha okudum. Bence yazılar baştan ayağa fikirleri tartışıyor. Bunları yaparken de bilimsel ve mantıksal bir çerçevede kalıyor. Haddini aşmak, eleştirirken hızını alamayıp hakaret etmek veya çamur atmak gibi algılanıyorsa, öyle bir şey yok. O deyimin başka bir manası (veya manaları) varsa ne olduğunu öğrenip bana bildirirsin, ben de o açıdan bir daha okurum.

Ancak haddini aşmak, "bir fare olup da dağla tartışmak" veya "bir serçe olup da kartalların uçuşuna karışmak" anlamındaysa, hop! Orada dur bakalım! Alim-i mutlak Tanrı dışında hiçbir varlık mutlak bilgiye sahip değildir. O'nun dışında, "her bilgi sahibinin üstünde bir bilen bulunur." Aynı okyanusun kenarında durup onun derinliklerinde neler gizlendiği konusunda fikir yürütüyorsak, bunu yaparken aynı somut verilerden yola çıkıyorsak, ben de o bilgilerden bu çıkmaz diyorsam, kişinin ya da müritlerinin bana o sonuçların nasıl çıktığını bilimsel ve mantıksal olarak göstermek yerine "haddini bil!" vs gibi konu dışılık yanlışlarına (fallacies of irrelevance) başvurmaları sadece benim haklı olduğum konusundaki kendi kanaatimi pekiştirir. Kural çok basittir: "Mukabele bil-huruf mümkün olsaydı mukabele bis-suyufa gitmezlerdi."

> bir şarlatan yerine koyduğunu

Ben kimseyi bir yere koymuyorum. Getirdiğim eleştiri ve argümanlar çürütülemiyorsa ve bu argüman ve eleştiriler eleştirilen kişinin şarlatan olduğu sonucuna götürüyorsa kişi şarlatandır, o kadar. Çürütülürse, yanlış yapmışım deyip yazıyı geri çekerim.

Bir kaç yerde daha geçen bir sözü buraya da ekleyeyim:

Richard P Feynman derste öğrencilerine yeni fizik yasalarının nasıl keşfedileceğini anlatıyordu:

Önce bir tahminde bulunursunuz. Gülmeyin, bu en önemli adımdır. Sonra sonuçları (consequences) hesaplarsınız. Bu sonuçları deneylerle karşılaştırırsınız. Deneyle çelişiyorsa, tahmin yanlıştır. Bu basit cümle bilimin anahtarıdır. Tahmininizin ne kadar güzel olduğu veya ne kadar zeki olduğunuz ya da adınızın ne olduğu hiç önemli değildir. Deneyle çelişiyorsa yanlıştır. İşte bu kadar.

Peki ya hiç bir şekilde deneysel veya gözlemsel teyit (verification, confirmation) imkanı yoksa? İşte bu durumda, tahmin ya da ifade bilimsel değildir; inançsaldır: İnsanlar ona inanır ya da inanmaz, ancak bilimsel olarak destek ya da köstek yoktur.

> karalama olduğunu

Son gördüğümden beri anlamı değişmediyse karalama iftira demektir. Benim birini karaladığımı söylemek beni karalamaktır.

> aklına şüphe sokup zihinleri bulandırdığını hatta fitneye sebeb olduğunu

İnsanların kendi inanç ve görüşlerini din saymasının bir tezahürü! Kesinlikle ayırt edilmesi gereken bir şey var: Birinin aklından çıkan filanca görüş veya onun kendi anlayışları İslam demek değildir. O görüşün eleştirilmesi İslam'ın değil, hata yapabilen bir insanın görüşlerinin eleştirilmesidir. Zihni bulanan zihnini durultmaya çalışsın. Benim zihnimin bulandığı zamanlar oldu. Fitne çıkarmak lafını kaç kere duymuşumdur. Kastedilen de şuydu:

"Burada kurulu bir tezgah, dönen bir çark var, alan memnun satan memnun, sana ne oluyor?"

Yani, "beğenmiyorsan çektir git, niye eleştiriyorsun? Yanlışsa yanlış, sana ne?" Bir de şu anlama geliyor:

"Ben kendi ayaklarım üzerinde durabilen, kendi mantığımla bazı şeyleri yakalayabilen biri olmadığımdan buradayım. Aklımı kullanmayı bilseydim ben de senin gibi olurdum. Şimdi sen bana düşünmek gibi bir sorumluluk yüklüyorsun, ama ben düşünmek istemiyorum. Ben birilerinin benim için hazırladığı paket fikirleri alıp kullanmak istiyorum. Sen de gelip düzenimi bozuyorsun."

> Allah nedir bilmezdik

Üzerinde detaylı yazmam gereken bir hüküm ama kısaca ifade etmeye çalışayım:

Bir insan ya dini anlatır, ya da dinin terimlerini kullanarak kendi fikirlerini. İkinci durumda anlatılan din İslam değildir, ama İslam'ın terimleri kullanıldığından İslam gibi algılanmaktadır. Böyle olunca da bazı fikirlerin yanlışlarının gösterilmesi İslam'ı yanlışlamak şeklinde sunulmakta ve eleştiren kişi din, Allah ve hizmet düşmanı konumuna düşürülmektedir. Yine ikinci durumda "Allah nedir" bilir hale geldiğinde bildiği Peygamberin anlattığı Allah değil, filancanın anlattığı Allah'tır.

Y Nuri Öztürk kendisini dinlemeye tahammül edemediğim biridir, ama "bazıları yeni bir din kuruyor ve buna İslam diyor," dediğinde onunla aynı fikirdeyim. Senin yazdığın gibi düşününce İranlı Şiileri de eleştirmemek gerek, ama kanaatim o ki dünyada Şiilik diye bir DİN var, ancak onlar İslam'ın terimlerini kullandıklarından ve bir çok asgari müşterekleri olduğundan onlara da Müslüman deniyor. [1]

Son olarak, ben de araştıran, öğrenmeye ve anlamaya çalışan biriyim. Orada ileri sürdüğüm fikirler baştan ayağa yanlış olabilir. Onları oraya koymamın bir nedeni de insanlara arz etmektir. Olur a! Bir yerlerde yanlış yapıyorumdur, ama hep aynı yerlerde, hep aynı anahtar hamlelerde, hep aynı yol ayrımlarında yanlış yaptığımdan bir türlü göremiyorumdur. Belki birileri çıkar da gösterir diye bu mıntıkada yayınlıyorum. Fikirlerimi bir şekilde insanlara aktarmazsam yanlışımı nasıl bulabilirim?

Ne var ki eleştirilerime senin mailindeki gibi mantık hatalarıyla dolu karşılıklar geliyor. Neyse, "hamama giren terler," diye boşuna dememişler.


[1] Peygamberin "ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, içlerinden sadece biri kurtulan fırka olacak" dediği rivayet edilir. Bu rivayet doğruysa, bu fırkanın hangisi olduğunu bilmiyorum, ama hangileri olmadığını biliyorum. Nihayet, basit bir hesapla, kafadan atsam helak olan fırkaya çarpma olasılığım 73 de 72, yani %98,63.