Esir (Aether)
... sözüne güvenilir bazı İslam alimlerinin bu konudaki görüşleri ...
Bir kaç maddede cevaplayayım:
"İslam alimi," tanımı ve sınırları dışarıdan göründüğü veya sanıldığı kadar belli olmayan bir tabir. Birine ne zaman "İslam alimi" derler? Örneğin, Sadrettin Yüksel'i "İslam alimi" yapan ama Edip Yüksel'i yapmayan nedir?
O tabir yerine "İslami düşünürler" denmiş olsaydı bile, tanım sorunu ve sorum yine aynen geçerli olurdu. Örneğin Necip Fazıl Said Nursi'nin eserlerinde bir "ideolocya örgüsü" bulamadığı için ona ikincinin taraftarlarının verdiği kadar değer vermez. Necip Fazıl'a göre kendisini birinci sınıf Said Nursi'yi ikinci sınıf "İslami düşünür" yapan nedir?
Diyelim ki "İslam alimi" tanımlı bir terminoloji, "sözüne güvenilir" ne demek? Ehli sünnete göre Buhari hadis alimidir, bir söz için "bu yüzde şu kadar peygamber sözüdür," dediğinde[1] onun bu sözüne yüzde yüz güvenilir mi? Güvenilirse Sahihi Buhari'de geçen bazı hadislerin bugün yine "İslam alimleri" tarafından eleştiriliyor olması ne anlama gelir?
Diyelim ki hem "sözüne güvenilir" hem de "İslam alimi" tanımlı, bu tanım "İslam alimi"nin hangi sözlerine gözü kapalı güvenileceğini de belirliyor olmalı. Örneğin, "şöyle şöyle bir durumun dinen hükmü nedir?" diye sorulunca verdiği cevaba yüzde yüz güvenilen birine, "bir yıldız kara delik olmak üzere çökünce solucan deliği vasıtasıyla bir akdelikle birleşerek tünel süreci oluşturur mu?" diye sorulunca "evet" ya da "hayır" dediğinde herhalde aynı derecede güvenilmez. Yani "sözüne güvenilir" herhalde mutlak degil, kayıtlı bir nitelik olmalı.
Bir de şu var: İslam alim ya da düşünürlerine taraftarlarınca fazladan bir de kutsallık yüklenir, bu da olaya duygusal boyut katar. Einstein'in görüşlerini herkes eleştirebilir, Kant'ın görüşlerini de herkes eleştirebilir; ama tutar da bir "İslam alimi"nin görüşlerini eleştirirsen taraftarlarından derhal tepki görürsün. Görüşler dinle ne kadar ilgisiz olursa olsun taraftar kişi dinine saldırılmış gibi hisseder. Şeyh, hoca, üstat, efendi hazretleri, abi vs.nin dindışı görüşleri eleştirilemez. Onların o görüşleri mahzı ilhamdır, diger faniler eninde sonuda onun "bilimsel" görüşlerine geleceklerdir. Ayrıca senin neyi eleştirdiğinin taraftarlarınca hiç önemi yoktur, adama zerre miktar saygısızlık etmemiş olman bile durumu değiştirmez. "Sen efendi hazretlerinin filanca görüşünü beğenmedin, eleştirdin ve yanlış buldun ya, aşağılık, adi, rezil ve din düşmanı birisin." O kadar.
Gelelim sadede. Belirleyebildiğim kadarıyla "esir" en az üç bariz anlama sahip:
Aristo, "tabiat bosluktan nefret eder" mottosuyla bağlantılı olarak Yunan mitolojisinden aldiğı bu kelimeyle uçsuz bucaksız gibi görünen uzayı dolduran bir maddeyi kastetti. Onun bildik maddeden farklı olduğunu düşündüğü icin ona böyle bir ismi uygun görmüs olmalı.
Felsefeyle tanışan "İslami düşünürler" bu kelimeyi alıp biraz daha derinleştirerek senin ima ettiğin "İslam alimlerinin" anladığı hale getirdiler: "Zerratın tarlası olan latif ve nafiz bir madde-i seyyale."[2] Bundan açıkça şu sonuç çıkıyor: "Esir" İslam'ın malı değil.[3]
Işığın dalga tabiatında olduğunun yerleşmesi ve Maxwell'in elektromagnetizm denklemlerini yazmasından sonra ışığın neyin dalgası olduğu sorusu zorunlu olarak soruldu. Günlük hayat tecrübemiz bize "dalgalanan bir şey olmadan dalga hareketinin" saçma bir fikir olduğunu dikte eder. "Esir" kelimesi yeni bir anlam kazanarak fizikçilerin lügatına girdi: Dalgalanmasiyla ışığı oluşturan şey.
Halihazırdaki genel kabul şöyledir: "Esir" metafiziksel bir kavramın adıdır. Onu göz önüne almadan, yani denklemlere ilgili bir terim ya da katsayı katmadan da, denklemlerden elde edilen teorik sonuçlar gözlem ve deney sonuçlarıyla uyumlu olduğuna göre fiziksel olguları açıklamak için esir (ya da adı herneyse) gibi bir ortama ihtiyaç yoktur.
Bunun ötesinde, mesela "vacuum fluctuations = vakum dalgalanmaları" veya Dirac'ın karşı-parçacıkların tabiatı hakkında getirdiği açıklama gibi bazı sonuçlar ele alınıp "esir"le ilişki kurulur ve "sözüne güvenilir bazı İslam alimlerinin" haklı çıktığı ileri sürülmek istenirse herşeyden önce sözü edilen her olayda kişilerin sadece kelime açısından değil, kelimelerin karşılık geldiği kavramlarda da bire bir mutabık olduklarını göstermek gerekir ki "cümlenin rivayeti bir amma maksudu muhtelif" olmasın.
[1] "yüzde şu kadar" lafıyla hadisin sahih, hasen vs derecelendirmelerini kastediyorum.
[2] "Bilittifak" demeseydi daha iyi olurdu ama neyse, konumuz bu değil.
[3] Tabi yine de müftülükten fetva almak gerekebilir: "Zeyd-i müslim alenen ve şahitlerin huzurunda "esir"in mevcudiyetini ret ve inkar etse kendisine tecdid-i iman ve tecdid-i nikah lazım gelir mi? Beyan buyrula."