Ateş

...

Ateşin gizemini bilimsel olarak çözme girişimleri ancak 1600'lü yılların sonlarında başladı. Alman bilimci G E Stahl ateşe "flojiston" adını verdiği görünmeyen bir maddenin neden olduğunu ileri sürdü. Stahl'a göre bir şey yandığı zaman flojiston çıkarıyordu ve alevler gerçekte flojiston patlamalarıydı.

Stahl flojistonun ne olduğunu veya neden oluştuğunu bilmiyordu ama neler yapabileceği konusunda bazı fikirleri vardı. İlk olarak, flojiston nesnelerin içine girip çıkabiliyordu. İçinde çok flojiston olan bir şey çok çabuk yanıyordu ama flojistonu alınmış şeyler hiç yanmıyordu. Stahl flojistonun çok küçük parçacıklardan oluşması gerektiğine karar verdi. Bu parçacıklar çok küçük olmalıydı, çünkü flojiston minicik şeylere girebiliyordu; en küçük tahta kıymıklar bile yanabiliyordu.

Flojiston kuramı önceleri gözlemlenen her şeyle uyum içindeydi. Kütükler yanarken küçülüyordu. Kağıt yanarken buruşuyor ve küçülüyordu. Her iki durumda da yanan şeylerden duman çıkıyordu. Bütün bunlar insanların yanan cisimleri terk eden bir şeyin ateşe neden olduğuna inanmasına yol açtı.

Flojiston kuramını destekleyen bir başka şey de ateşin, üstü kapatılarak söndürülebilmesiydi -yanan bir mumu fincanla kapatarak veya ufak bir alevi bir yangın söndürücüden çıkan tozla kaplayarak söndürebilirsiniz. Bir nesnenin yanmak için flojiston çıkarması gerekiyorsa, üstü kapatıldığı zaman, yani flojistonun çıkabileceği bir yer olmadığı zaman yanması da zorlaşır.

Ancak daha sonra flojiston kuramı bir engele çarptı. Bilimciler metalleri yaktıklarında onların buruşmadığını ve herhangi bir şekilde küçülmediğini fark ettiler. Gerçekte daha da ağırlaşıyorlardı! Bir nesneden hem bir şeyler çıkıp gidiyor, hem de ağırlığı artıyordu. Bu nasıl olabilirdi?

Bu gözlem Stahl'ın kuramını köşeye sıkıştırdı. Ancak o kuramını gözden çıkarmak yerine onu kurtarmak çabası ile çok tuhaf bir karara vardı: Flojistonun ağırlığı negatif, yani eksiydi!

Ne?! Eksi ağırlık mı!? Bir dakika!

Eksi ağırlık fikrini bir düşünün. Eksi ağırlığı olan bir şey sıfır kilodan daha da hafiftir. Metal paraların eksi ağırlığı olsaydı onları cebinize koyduğunuzda hafiflerdiniz; bir kaçını çıkarınca da ağırlaşırdınız. Ceplerinize bu çılgın paralardan yeterince doldurunca da uçmaya başlardınız!

Bir helyum balonu, havadan daha hafif olduğu için uçabilir, ancak havadan hafif olan şeylerin ağırlığı da artıdır. Hiç hava bulunmayan bir odada helyum balonu bile yere düşer. Şimdiye dek eksi ağırlığı olan hiç bir şeye rastlanmamıştır.

Ancak hiç kimse daha iyi bir açıklama düşünemediği için daha iyisi bulunana kadar insanlar neredeyse bir yüzyıl daha flojiston kuramını benimsemeyi sürdürdüler.

1700'lü yılların sonuna doğru bilimciler havanın tek bir arı gaz olmadığını, farklı bazı gazların bir karışımı olduğunu fark ettiler. Bu gazların birinde bir ateş yakıldığında, ateş normal havada olduğundan çok daha parlak bir şekilde yanıyordu. Bu gaza "flojistonu alınmış hava" ismi verildi, çünkü flojiston almaya pek hevesli görünüyordu --Su içmeye çok istekli olduğunuzda insanların size "kurumuş" yani "suyu alınmış" dedikleri gibi.

Havadaki gazların bir başkasında da ateş yakıldığında hiç bir şey olmuyordu. Bu gaza da "flojistonlanmış hava" dediler, çünkü alabileceği bütün flojistonla doyurulmuş gibiydi.

Ateşin farklı gazlarda farklı biçimde yanması flojiston kuramıyla açıklanabiliyordu, ancak bu farklı gazların birindeki yanma sırasında yapılan şaşırtıcı bir keşif yepyeni bir kurama yol açtı ve flojistonun yolunu da kapattı!

Antoine Lavoisier oksijen adını verdiği flojistonu alınmış gazda bir metal yaktığı zaman metalin ağırlığının gerçekten arttığını ve oksijen miktarının azaldığını gördü! Bu Lavoisier'i nesnelerin flojiston verdikleri için değil, oksijen aldıkları için yandığına kesin olarak inandırdı.

...


[Bilimsel Gaflar. Billy Aronson, (Tübitak, 1995), s 44-48]