İsimde ne var?
"İsimde ne var? Bizim gül dediğimiz şey başka bir adla da güzel kokar."
-William Shakespeare (Romeo ve Juliet)
Newton genel çekim kanununun matematik teorisini yazdıktan sonra çekimin nasıl olduğuna bir açıklama getirdi, gerçi hiç gereği yoktu, ama bilirsiniz fizikçiler kendilerini felsefeci sanırlar. Bilen bilir, Newton'u ölümsüzler arasına sokan eserinin adı "Tabiat Felsefesinin Matematik İlkeleri"ydi. Havalı göstersin diye bir konuşmaya şöyle başlamak mümkündür: "Newton Principia'da der ki ..." (Amerika'daysanız "prinçipiya", İtalya'daysanız "prinkipiya" şeklinde telaffuz edin, itiraz eden olursa İtalya'da [Amerika'da] böyle derler deyin. Türkiye'de mi? Ohooo! Orada "Newton'un Mandela'yla birlikte yazdığı Savaş Sanatı'da" deseniz bile farketmez.)
Neyse efendim, onun için en makul izah çekimin uzaktan ve ani bir etki olduğuydu. Her nasılsa madde etraftaki başka maddeyi hissediyor ve onu çekiyordu. Tabi öteki madde de aynısını yapıyor ve birbirlerini çekiyorlardı. Çekim karşılığı olarak Türkçe'de eskiden "cazibe" kelimesinin kullanılmış olması bir tesadüf müydü yoksa birinin hınzırlığı mıydı, artık o kadarını bilemem.
Konu izah etmek olsun, 19. yüzyılda Lagrange ve Hamilton gibi kişiler teleolojik -ya da en azından öyle görünen- bir açıklama getirdiler. Artık hareketin mekanik olarak görünmediği bu yaklaşımda, "her nesnenin bir periyotluk zamanda Lagrangian denen bir fonksiyonu minimum yapacak şekilde hareket ettiği ileri sürüldü. Yani ki, Güneş çevresinde bir yörüngede dolanan bir cisim için yazılan epey soyut bir fonksiyon var ve cisim bu fonksiyonu minimum yapmaya uğraşıyor.
Efendim? Peki, tamam, let me put it in plain Turkish: Diyelim bir yere gideceksiniz. Öyle her hangi bir rotayı izleyemezsiniz. Oraya nasıl giderim diye düşündünüz, düşündünüz, sonunda dediniz ki, "yaw, böyle kukumav kuşları gibi düşünüp duracağıma, iyisi mi Lagrangianımı minumum yapan rotayı izleyeyim." Bunu yaptığınız anda dünya çevresinde bir yörüngeye girersiniz. Neymiş öyle çekim-mekim!
Sonracığıma, Einstein'nın genel relativite teorisi sahne alıyor. Ona göre de uzayzaman maddeye nasıl hareket etmesi gerektiği talimatını veriyor ve madde de uzayzamana nasıl bükülmesi gerektiğini söylüyor.
Ya bi dakka, anlatıcam!
Şimdi, daha önce hiç ayak basılmamış bir dağda ilerleyeceksiniz diyelim. N'aparsınız? Tabi ki dağın eğiminin vs izin verdiği kadar ve izin verdiği biçimde ilerlersiniz. Demek ki, sizin nasıl yürüyeceğinizi dağ yüzeyinin biçimi belirliyor, dag kütlesi de dag yüzeyinin biçimini belirliyor. Okay?
İyi de, bana ne bunlardan yaaa!
Bir eser iki nedenle ortaya konur: Görmek veya görünmek için. O kadar! Hadi bakalım, yazı bitti.
Ugh!
"-Resmi yazışmalarda argo kullanmayın lan!"
[Navajoların efsane lideri Tavuk Gagası'nın aşiret reislerine gönderdiği bir genelgeden.]