Köylü aklı
Bu hikayedeki kahramanimiz akıllı biri. Kader -yani, bu hikayenin yazarı- onu, bu hikaye icabı, eşeğiyle birlikte yolculuk yapan bir köylüye rast getirir. Adamımız bakar ki heybenin bir gözü ağzına kadar buğday dolu, diğerinde taş var. Sorar. Köylü der ki, "iki gözü dolduracak kadar buğdayım yoktu, bir göz boş kalsaydı heybe diğer tarafa ağdırırdı."
Adamımız köylüye akıl verir: "Buğdayı gözlere yarı yarıya paylaştırsaydın olmaz mıydı?"
Köylü biraz düşünür, adamımıza hak verir. Taşları boşaltıp buğdayı gözlere paylaştırır.
Sonra adamımıza sorar: "Bu kadar akıllı olduğuna göre çok zengin biri olmalısın?"
"Nerdeee!" der kahramanımız, "yeryüzünde dikili bir agacım bile yok."
Köylü heybeyi tekrar indirir, buğdayı yine tek göze doldurur, öteki goze taşları koyar, heybeyi yükler ve adamımıza der: "Senin kendine bile hayrın olmamış."
Eveeeet, şimdi, köylüyle aynı fikirde olanlar el kaldırsın.
Ugh!
"-Ablacım, Allah seni inandırsın, bu sağlam ve mükemmel bir alet. Garantili de, yani hiç kullanmazsan 50 sene kullanırsın."
"-iyi de evladım, hiç kullanmayacaksam, onu 100 sene de kullanırım."
"-Olur ablacım, Allah sana uzun ömürler versin, istersen 100 senelik garanti vereyim."
[Arawak'ların Kurtuluş Günü törenlerinden simgesel bir oyunun repliği.]