Logos logici logunt

Kelimelerle kafayı yemeyelim. Mantık dil demektir Arapça'da, Logos kelam demektir Yunanca'da. "Dilin kullanımıyla ilgili kurallar koyayım," diye düşünmüş aklı evvelin biri vakti zamanında, "ki insanlar birbirlerini doğru anlasınlar." Elinden geleni yapmış da.

Sadece o değil, onun izinden giden bir çoğu da. Bütün gün oturup ya da ayakta durup -pozisyonlarının ne önemi var ki aslında- "nasıl yapsak da mantık kurallarına uygun konuştursak insanları ..." Boşa koymuşlar almamış, doluya koymuşlar dolmamış, olmuyor.

En son tipin teki gelmiş, Tractatus mu ne bir şey yazmış, "Aha! demiş, işte felsefeyi kemale erdirdim, son noktayı koydum." Ömrünün son yıllarını önceki sonuçlarının bir kısmını reddetmeye ayırmış zavallıcık! Eh, ha bu ona bir ders olsun, kiminle uğraşıyorsun sen kardeşim? En bariz vasfı mantıksızlık olan akıllı hayvanla uğraşmak o kadar kolay mı?

Sonra düşünmüşler, "ya, buna bir çare gerek, ama ne? Bir kelime aynı anlama iki kez gelmiyor! (Toprağın bol olsun Herakleitos!) Ama işimiz bu bizim, yoksa n'aparız?"

"Matematik! Eureka! Matematik gibi yapalım. Öyle kelimeler kullanalım ki, soyut olsun. Bu kelimeler üzerinde işlemler tanımlayalım. İşlemleri kurallara bağlayalım. Nasıl matematikte 2 = 2, biz de A = A diyoruz ya!"

Başlamışlar işe. Her şey tıkırında gidiyor. Günlük yaşamla ilgisi olmadığından tanımlar, kurallar, teoremler, kanıtlar... Her şey yolunda. Statik ve boşlukta duran kelimelerle oynamak pek güzelmiş!

Ama tarihin her döneminde pislik yapan birileri hep olmuştur. "Dış dünyada bir şeye karşılık gelmeyen soyut kelimelerle n'parsanız yapın, Aşil'in kaplumbağayı geçmesine engel olmazsınız," filan diyormuş bunlar. "Dışarda sizin bütün kurallarınızı umursamadan da yürüyen bir dünya var."

Ötekilerin eli armut toplamıyor ya! "Bizimle oynayacaksan kurallarına göre oyna. Biz kelimelerle kanıtlar kelimelerle çürütürüz. Neymiş öyle, 'yarıştır bakayım Aşille kaplumbağayı, görelim kim geçecek' Sıkıyorsa Aşil'i kelimelerle galip kıl."

Berikiler mırın kırın edecek olmuş, "buraya baksana sen!" demişler, "seni hafifçe uyardık, fazla ileri gitme, yoksa Aşil ve kaplumbağanın var oldğunu kanıtlamanı isteriz, yetmezse bizzat senin kendinin var olduğunu kanıtlamanı isteriz, kahrından helak olursun!"

Valla öyle! İnsan kahrından ölür, daha önce kafayı yemezse. Adamlar insanoğlunun "yumuşak karnını" biliyorlar. Biliyorlar ki, ayakları yoksa çekirge zıplayamaz, ondan zıplamasını istersen n'apacağını şaşırır. Biliyorlar ki, soyut kelimelerle bir şey kanıtlanamaz. Maalesef yine biliyorlar ki, çok az sayıda insan dışında kimse bunun yaratılıştan gelen yetersizlik olduğunu bilmiyor. Ama, "biliiin, biliin emme tomızlıgına soriin!"

Neyse efendiim, onlar ermiş muratlarına, biz çıkalım kerevetine. Gökten üç elma düştü, üçü de tıpatıp birbirinin aynısı. Elma = Elma = Elma. O halde gökten aslında bir elma düştü. "Yok, ya olur mu öyle şey! Üç elektron da tıpatıp birbirinin aynısı olabilir, ama bu üçünün aynı tek elektron olduğu mu demektir?" "Şışşşşşşt! Demin sana ne dedim ben? Sen hiç elektron gördün mü bakayım? Elektron var mı?"

"Hay bin kahır!!!"

Benim kız arkadaşım
Benim Tanrı'ya inancım
Benim ülkem
Benim otel odam
Benim ayakkabı numaram
Benim şarkım

"Benim" yazdığım bu 6 "benim"den hangi "benim" "benim," hangi "benim" "benim" değil?


Dedim, "nasıl yani?"
Dedi, "abi bu eskatolojik bir şey be, sen çakmazsın."
Dedim, "manifestasyonu da var mı?"
Dedi, "tabi!"
Dedim, "haaaaaa! tamam o zaman."

[Apaçilerin kına gecesi törenlerinden bir bölüm.]