Musings
Batı tarihinin sloganlarından biri, "vur, fakat dinle!" Sokrat öldürülmeden önce dünya kadar laf etmiş ve o laflar buraya kadar gelmiş.
Bizde yeniçerinin sloganı "urun, söyletmen!" Şeyh Bedrettin'in idam edilmeden önce "güneşin batmasına yakın sararır"dan başka edeceği bir kaç kelamı yok muydu acaba?
İtiraf ederim, dinleme alışkanlığım pek yoktur. Cuma namazlarının en sevdiğim tarafı vaaz ve hutbe sırasında uyumaktır. Eskiden bundan dolayı utanır ve vicdan azabı duyardım. (Father, forgive me, I tried not to do it.)
Okumanın gözü kör olsun, bir gün Nejat Muallimoğlu'nun Bütün Yönleri ile Hitabet kitabını gördüm Taksim MEB yayınevinde. Görünüşte 500 sayfayı aşkın bir kitaba benziyordu (600 küsur sayfadır). "Oha, lan!" dedim, "böyle üfürükten bir konuda bu kadar sayfayı nasıl doldurabilmiş?" Aldım. Okudum. Üç kez baştan sona okuduktan sonra artık bir çok konuşmacıyı dinleyemediğim için utanmadım ve vicdan azabı duymadım.
Divan edebiyatının şiirlerini ve divan edebiyatının etkisindeki şiirleri okumaktan büyük zevk alırdım. Halk şiirinden de. Serbest nazım da itici gelmezdi. Ahmet Kabaklı'nın hacimli Türk Edebiyatı'nı kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum. Ama bazı şairleri -Sezai Karakoç mesela- ne kadar istesem de okuyamıyordum. Ne zevki vardı bence, ne anlamı. Bazen birkaç kelimelik ışıltı yanıp sönüyor, sonra yine "niçevo". Ne anlayışsız, ne zevksiz biriyim diye kendi kendime kızıp duruyordum.
Derken bir gün Mehmet Kaplan'ın Şiir Tahlilleri geçti elime. Birinci cilt eski şiirlerdi, ikincisi Cumhuriyet Dönemi. İkinci cildi okuyunca sevmediğim şairleri neden sevmediğimi anladım. Şimdi onlar dünyanın en büyük şairleri sırasında bile olsalar umurumda değiller.
Artık kendime de kızmıyorum.
Felsefe ve düşünce yazılarına bayılırdım. Metot Üzerine Konuşma'yı, İnsan Bilgilerin Kaynağı Üzerine Deneme'yi, Bilimin Geleceği'ni, Sosyal Sözleşme'yi, Yaratıcı Evrim'i ve bu meyanda daha bir sürü kitabı okuduğumda lise 2'de falandım. Dilinin bütün iticiliğine rağmen Z K Ugan çevirisi o muhteşem Mukaddime'yi de o zamanlarda okumayı "başarmıştım". Çoğunu anlamadığımı, "Avni, sen salağın tekisin!" cümlesini binlerce kez tekrarladığımı biliyorum.
Sonra bir gün Nihat Keklik'in felsefeyle ilgili kitapları (Felsefenin İlkeleri vs) geçti elime. Birdenbire bütün büyük resim yerine oturdu. Anladıklarımı neden anladığımı, anlamadıklarımı neden anlamadığı anladım.
Artık "salağın teki" olmak için nedenlerim de var.
Ugh!
"Bu duvara yazı yazmak yasaktır."
[Efsanevi Tosun'un bir izdaşı.]