Muhammed'in peygamberlikten önceki dini inanış ve tatbikatı üzerine
"Muhammed peygamberliğini ilan etmeden önce ateist ya da putperest miydi?" şeklindeki bir soruya binaen
Siyerde bütün okuduklarımdan hatırımda kalanları alt alta yazarak yekün çizgisi çektiğimde şunu görüyorum: O zamanın Arapları arasında kayıtlara geçmiş ateist yoktur. Hepsi Allah'ı bilen fakat Allah'ın sıfatlarında İslam'ın getirdiği esaslara göre hatalı inanışlara sahip olan kimselerdi: Putları Allah'a yaklaştırıcı olarak görme, meleklere Allah'ın kızları deme vs gibi. Hudeybiye vakası, anlaşmalarına "bismikeallahumme" ifadesiyle başlık attıklarını gösteriyor.
Kuran'ın peygamber karşıtı Araplara karşı getirdiği argümanların arasında ateistlere karşı kullanılabilecek hiç bir argüman yoktur.
Kuran'ın onlara karşı esas olarak Tanrı'yı birlemeyi, ikincil olarak da sosyal düzen ve dengeyi sağlayıcı unsurları (miskini yedirmek, yetimi itip kakmamak vs) deklare ettiğini Mekki sureleri baştan sona tarayan herkes görebilir.
Sonuç olarak Muhammed'in bi'setten önce ateist olduğu iddiasi desteklenemez.
Müşrik ya da putperest olması durumunu destekleyen herhangi bir olay hatırlamıyorum. Batılı bir kaç kaynakta Muhammed'in gençliğinde Uzza'ya taptığı ya da kurban sunduğu gibi bir ifadeye rastladım. Siyerde böyle bir olay hatırlamıyorum. İmkanı olan İslam Ansiklopedisinden filan Uzza maddesine bakabilir mi?
"Ortada Kuran dururken niye siyerden delil arıyorsun?" tarzında bir itiraza cevaben
Kuran'a başvurmak bana da uyar, sadece şu sorun var: Kuran her şeyi cok kısa kestiğinden olağanüstü uzun bir kitaptır. 600 sayfalık kitaba binlerce sayfalık tefsirler yazılmış olması bunun bir göstergesi. Bu nedenle kim olursa olsun biri "Kuran'dan şöyle anlaşılıyor," dediğinde Kuran dışı bir yerden teyit buluncaya kadar kişinin görüşünü muallakta tutarım.
Gelelim geçtiğin ayetlere:
"Resul Muhammed'in, nübüvvet gelmeden önce hidayet üzerinde olmaması" ve "Rabbin onu 'daall = kaybolmuş, yolunu kaybetmiş, yoldan çıkmış ve onu bulamamış' olarak bulup ona hidayet etmesi = yola getirmesi, yolu göstermesi, rehberlik yapması" ifadeleri "peygamberin kitaptan ve imandan habersiz olması"yla açıklanabilir.
Yani, hidayet Kuran'da tarif edildiği vechile inanmaksa, öyle bir inanca sadece vahyin güdümünde ulaşılabileceğinden vahiy gelmeden hidayete üzerinde bulunmuyor sayılması normal. (Bu listeye imanın kabul ve ikrar olduğuna dair mesajlar geçtim. Bu ayetleri o görüşüme bir destek olarak da sunuyorum. Tümevarımla ulaşılan iman, vahyin getirdiğine ve getirdiği biçimde inanmaya kıyasla "daall" olarak nitelenen imandır.) Ancak ne bu ayetler ne de başkaları peygamberin bi'seten önce yaratıcı bir kudrete kabaca ve genel olarak inandığı olasılığını dışlamaz.
40:66 De ki: "Ben, Rabbimden bana açık seçik ayetler gelince, sizin, Allah dışındaki yakardıklarınıza kulluk etmekten yasaklandım."
Ayetin iki bariz özelliği var: (1) Zamandan bağımsız olması ve (2) "ayat"ın çoğul olarak kullanılması. Ayat = ayetler her zaman Kuran cümleleri anlamına gelmez Kuran'da. Karine yoksa her iki anlamı da gözeten yorumlar yapılabilir. Zamandan bağımsız olması açık seçik ayetlerin ne zaman geldiğini belirlememizi imkansız kılar.
Bu durumda şu olasılığa da kapı açılır:
Çocukluğunda ve gençliğinde kavminden gördüklerinin verdiği aşinalık duygusuyla putlara karşı soğuk bakmamıştır. Alenen saygısızlık yapmamıştır ama belki umursamamıştır da. Bir gün ibadet anlamına gelecek aktif bir saygı gösterme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Tam bunu yapacakken Rabbinden bir takım açık seçik işaretler = ayetler gelmiştir. Bunun üzerine vaz geçmiştir.
İşte bu da bir olasılıktır. Bu olasılığı dışarıdan şöyle destekliyorum:
Araplar Muhammed'e karşı ellerinden geleni yaptıkları gibi dillerinden geleni de söylediler. Ancak hiç bir yerde şu etkide bir söz söyledikleri kayıtlı değildir: "Sen düne kadar bizimle birlikte ibadet edip yakardığın tanrılarımızı şimdi ret mi ediyorsun!?" İnsanoğlunun fıtratını bilirsiniz, bu tür en az bir aleni olay olsaydı, mutlaka o olayı peygamberin yüzüne vururlardı ve bu kayıtlara geçerdi.
Kısaca, ben Muhammed'in bi'setten önce putlara saygı ve ibadet anlamına gelecek her hangi bir hareket yaptığını -Kuran'dan ya da Kuran dışından- destekleyemiyorum.
Muhammed'in Araplarca güvenilir kişi kabul edilmiş olması bu konuda "of no consequence"dir (Türkçesini bilseydim, yazardım). Hintli müslümanlar için de M Gandhi güvenilir kişiydi.
"Niye Kuran'da geçen şeyleri dışarıdan teyit ettirme gereği duyuyorsun?" sorusuna ve bir "straw man" yanlışına binaen.
Önce, demediklerimi bana yükleyip onlara itiraz etmemeni beklerim. Dışarıdan teyit edilemeyen görüşleri dışladığımı yazmadım, Edip Yüksel'in görüşünü redddettiğimi de; sadece şunu yazdım: Dışarıdan desteklenmiyorsa muallakta tutarım. Kendi görüşümü önceki mesajda yazığım nedenden dolayı dışarıdan destekli görüyorum ve bence Muhammed putlara ibadet ya da saygı anlamına gelecek hiç bir aleni hareket yapmamıştır.
İkincisi, Kuran'ın çok kısa olduğu için çok uzun olması, aynı ayetten birden fazla anlam çıkarılabilmesi ve kimi ayetlerden de bir anlam çıkarılamaması demektir, ve öyledir. Örnek:
113:1 De ki, felaq'ın rabbine sığınırım.
Bu ayetten çıkar çıkarabildiğin kadar anlamı ve delilin varsa herhangi birinden emin ol!
Üçüncüsü, sabit hızla uçan bir uçağın içinde yapılacak hiç bir deney uçağın hareket ettiğini göstermez.
113:4 Düğümlere üfleyip tüküren üfürükçülerin şerrinden
ayeti ancak büyücülükte böyle bir yöntemin olduğu hariçten öğrenildiği zaman anlaşılabilir. Fil olayı nedir?
Son olarak, yukarıda yazanlar Kuran'ın bir kısmının başka bir kısmıyla anlaşılabileceğini dışlamaz ve reddetmez.
Hadislere karşı güvensizlik duyulması nedeniyle hadisin Kuran'ı teyitlerinin kabul edilmemesi ve Kuran'daki bir ayette (yukarıda meali verilen 40:66) kullanılan NHY köklü bir kelimenin, Muhammed'in peygamberliğini ilan etmezden önce puta taptığına ima ettiği iddiası üzerine
Ayıp olmazsa iki soru soracağım:
1. Siyerle hadis arasındaki farkı biliyor musun?
2. Hadis demedigimi fark ettin mi?
NHY kelimesi hakkında aktardığın anlama gelince, onun genelgeçer bir anlam olduğunu sanmıyorum. Evet, NiHaYet kelimesi de aynı kökten gelir ve buna göre de sonlandırmak anlamı içerebilir, ama bu diğer anlamlara kapıyı sımsıkı kapatmaz.
Basitce şu örneği vereyim: Allah Adem'e şu ağaca yaklaşmayınız der. Dikkat, henüz herhangi bir sekilde yaklaşma olmamıştır. Şeytan gelir ve şöyle der:
7:20 Rabbinizin sizi şu ağaçtan NEHYETMESİ iki melek olmayasınız ...
Daha sonra Allah şöyle der:
7:22 ... ben sizi o ağaçtan NEHY etmedim mi?
Yani NEHY kimi zaman hiç yapılmamış fiilleri yasaklamak icin de kullanılabiliyor. "Çimlere basmayınız" yazısını gören bir Arap pekala "çimlere basmaktan nehyedildik" diyebilir, daha önce hiç basmamış bile olsa.
***
Bu da konuya daha geniş açıdan bakan bir görüş:
Kuran kelimelerinin bilimsel kelimeler gibi kesin hatlarla ("strictly") tanımlı olduğu fikrinde değilim.
İçki içen bir topluluğa içkiyi yasaklarken "ictenibuu = yana (kenara) çekilin, uzaklaşın" kelimesini kullandığı gibi devamındaki ayeti de "fe hel entum muntehuun = artık nehyolundunuz mu, vaz geçtiniz mi" diye bitirir. "Muntehun" kelimesinin kökü yine NHYdir. Kimi yerde "harrame er'riba = faizi haram kıldı" diyerek süregelen adeti yasaklar, kimi yerde "munia minna el keyl = ölçek bizden menedildi, bize ölçek verilmesi yasaklandı[*]" diyerek önceki bir uygulamadan vazgeçildiğini ifade eder.
[*] Yakup, oğullarını ikinci kez Mısır'a göndermişti ve birincide onlara bol bol tahıl veren, takas için getirdikleri malları bile iade eden Yusuf, ikinci seferde onlara hiç bir sey vermeyip "kardeşinizi de getirin" diyerek elleri boş göndermişti; oğullar Yakup'a olayı bu kelimeyle hikaye etmişlerdi.